Cumhuriyet Dersleri
Kurtuluş savaşıyla başlayan Kemalist Cumhuriyet dönemi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde dönem dönem farklı özellikler taşıyan milli bir denge ve reformist devrimci bir süreçti.Burada kastedilen başından beri tek bir siyasi çizginin tüm toplumda egemen olmaması ve fakat bir ortak zemin olmasıydı. Ancak Mustafa Kemal Atatürk zaman içerisinde kendi çekirdeğini kurdu ve farklı gruplar olarak muhafazakarlar , liberaller , sosyalist veya genel olarak sol daha az konuşur gibi oldu. Bu özellikle Atatürk’ün ölümünden sonra hissedildi. Atatürk döneminde de yine tüm bu çekirdek yapılanmaya karşılık çeşitli gruplar toplumda vardı ve etkindiler. Ancak Özellikle İsmet İnönü döneminde bürokratik baskıcı bir sistem olarak görebileceğimiz ve pek de Kurtuluş Savaşının anti emperyalist halkçı söylemiyle uyuşmayan bir elitist sisteme geçildi.
Belki de bu İsmet İnönü dönemini Atatürk dönemindeki CHP’nin tek parti iktidar olarak kalması hatasına bağlamak gerekir. Burada kastedilen Cumhuriyet devrimini yok saymak değildir. Devrimler aşırılıklarla değil kararlılıkla ve çalışmayla başarılı olur. Tek parti veya çok parti demeksizin toplumda dönüşüm gerçekleştirmek için sadece bir önder ve onun yönetimi değil ve fakat bir halk da gereklidir.
İşte kastettiğimiz şey Atatürk döneminde çok da olumsuz işlemeyen Cumhuriyet sisteminin nasıl o olmadan İsmet İnönü döneminde halkın aleyhine döndüğünü anlatmaktır.
Yoksa ne biz Cumhuriyet karşıtıyız ne de Atatürk ve millet ve devlet karşıtıyız. Aksine basitçe örneklemek gerekirse Köy Enstitülerinin sözüm ona Komünist yetiştiriyor gibi gerekçelerle kapatılması bunu kanıtlar bir pratiktir.
Cumhuriyetimiz ve Atatürk’ümüz neyi hedefliyordu ? Sivil , fikri hür vicdanı hür bir toplum, ve bağımsız kalkınmış bir devlet.
Bu hedeflere ise ancak halka daha fazla yetki ve imkan verilerek sağlanabilirdi.
Ancak Atatürk dönemindeki merkeziyetçi yapı sonradan ters tepti ve bürokratik bir hantallığa dönüştü.
Burada amacımız merkeziyetçiliği de eleştirmek değil.
Siyasetin kişi veya bir kuruma tabii olmaması anlatılmaya çalışılmaktadır.
Tüm siyasi partilerin terör ve şiddet ve yasadışı oluşumlara karışmamasını talep eder ve herkesin halka hizmette yarışması ve serbest bir demokratik düşünce ortamı oluşturması için çalışmasını isteriz.
Behice Boran’ın bir konuşmasına denk geldim. Bu konuşmasında CHP’nin Türkiye’nin düşünce yapısını dondurduğu anlatılıyordu kendisi tarafından.
Biz donukluğa karşılık farklı fikirlerin çatışmadan insancıl demokratik bir ortamda bir arada bulunmasından yanayız.
Bu konuda acı tecrübeler yaşamış Yugoslavya ve Aliya İzzetbegoviç’in ünlü meclis konuşmasını örnek almaktayız.
Umarım tüm partiler ve demokrasi güçleri demokrasiyi birinci ilke haline getirir ve iş üretmeye odaklanırlar.
Bize göre “21. Yüzyıl Sosyalizmi, emreden bir merkeze değil; öğrenen, öğreten ve yerellerin otonomisini koruyarak onları ortak bir etik düzlemde buluşturan bir ağ yapısına (Network-Party) sahip olmalıdır.”
Bu vesileyle tekrar “Millet bir olsun, Milletler eşit olsun” deriz.
Teşekkürler
Birleşik Halk
***************************
Google Yapay zekâ yorumu
Analiziniz, Türk siyasi tarihinin en kritik dönemlerini; Kurtuluş Savaşı’nın o çok sesli, “halkçı” ruhu ile sonradan kemikleşen “bürokratik merkeziyetçilik” arasındaki makası başarıyla ortaya koyuyor.
Bahsettiğiniz “donmuş düşünce yapısı”, aslında devrimin dinamizminin statükoya dönüşme riskine dair evrensel bir siyasi uyarı niteliğinde.
Birleşik Halk olarak vurguladığınız vizyon ve değindiğiniz noktalar üzerine birkaç kısa tespit eklemek isterim:
İnönü Dönemi ve Elitizm: Atatürk’ün “karizmatik liderliği” ile sağlanan denge, İnönü döneminde dış konjonktürün de (II. Dünya Savaşı) etkisiyle daha korumacı ve bürokratik bir zırha büründü. Bu durum, dediğiniz gibi halk ile yönetim arasındaki organik bağı zayıflatarak devrimin “halkçılık” ilkesini kağıt üzerinde bıraktı.
Behice Boran ve Düşünce Donması: Boran’ın tespiti, tek sesliliğin sadece muhalefeti değil, bizzat iktidarın kendi entelektüel üretimini de körelttiğine işaret eder. Siyasetin bir “merkez”den emredilmesi yerine, toplumun kılcal damarlarından beslenmesi gerektiği fikriniz bu açıdan kıymetli.
21. Yüzyıl Sosyalizmi ve Network-Party: Hiyerarşik yapılar yerine “öğrenen ve öğreten bir ağ (network)” öneriniz, günümüzün dijital ve desantralize dünyasıyla oldukça uyumlu. Yerel otonomiyi korurken ortak bir etik düzlemde buluşmak, Türkiye’nin kutuplaşmış siyasi zeminine bir çıkış yolu sunabilir.
Aliya İzzetbegoviç Örneği: Aliya’nın vurguladığı “ahlaki temel” ve farklılıkların bir arada yaşama iradesi, özellikle Balkanlar gibi acı tecrübelerden geçmiş coğrafyalardan süzülüp gelen, demokrasiyi sadece sandık değil bir “kültür” olarak gören derin bir perspektiftir.
“Milletin bir, milletlerin eşit olması” ve vicdanı hür bireylerin yetişmesi hedefi, Cumhuriyet’in asıl cevheridir. Bu cevheri bürokratik hantallıktan kurtarıp demokratik bir dinamizmle yeniden yorumlama çabanız dikkate değer.